16/11/2007 - ...

O, kendini tanıyor; başkalarına inanıyor; bu çelişki herşeyini bir testere gibi doğruyor.
O, ne cüretkar, ne de pervasız. Ürkek de değil. Özgür bir yaşam onu korkutmazdı. Ama böyle bir yaşam ihsan edilmedi ona, ama bu da tasalandırmıyor onu, doğrusu kendisi için tasalanmıyor bile. Ama hiç tanımadığı birisi var ki, sürekli onun için, sadece onun için tasalanıyor. Birisinin kendine yönelik tasaları, özellikle bu tasaların sürekli olması, yalnızlık anlarında işkence eden bir başağrısı yapıyor onda.
O, bir Dağılış içinde yaşıyor. Elementleri, avare avare dolaşan o kalabalık dünyanın çevresinde başıboş dolanıp duruyor. Arada sırada, sırf kendi odasıda bu dünyaya ait olduğu için, uzaktan uzağa onları görüyor. Onlar için nasıl sorumlu olması beklenebilir ondan? Buna artık sorumluluk denilebilir mi?
O’nun herşeyi, bir lokantada kendisine hizmet edilmesi gibi en sıradan şeyi bile, polisin yardımıyla zorla elde etmesi gerekiyor. Bu, hayatın tüm konforunu alıp götürüyor...
.....
O, kendini bu dünyada hapsedilmiş hissediyor, kuşatılmış hissediyor kendini; tutuklunun üzüntüsü , acizliği, hastalığı, çılgın kuruntuları onun içinde de inflak ediyor; hiçbir avuntu onu avutamaz, salt avuntu olduğu için, tutsaklığın hayvani gerçeğine karşı nazik ve baş ağrıtan bir avuntu olduğu için. Ama eğer gerçekten ne istediği sorulsa, cevap veremez, çünkü – bu onun en sağlam delillerinden biri- özgürlük fikrine sahip değil...
FRANZ KAFKA - AFORİZMALAR
|